Teyad’da “Tecrübe Paylaşımı” Konuşuldu.

Teyad’da “Tecrübe Paylaşımı” Konuşuldu.

Tüm Eğitim Yardımlaşma Araştırma Derneği (TEYAD)’nin Cuma sohbetlerinde Bağımsız Denetçi Müali Müşavir Ali Selvi “Tecrübe Paylaşımı” konulu bir konferans verdi.

7870 (0)
Teyad’da “Tecrübe Paylaşımı” Konuşuldu.

Ömer Lütfi Ersöz, Cengiz Numanoğlu’ndan “Sor da söylesin ” isimli şiiri okudu. 
Ali Selvi, içeriği tecrübe konuları olarak belirlenen; muhasebe nedir, tanımı, fonksiyonları, hayatın muhasebesi ile bugüne ve yanrına bakarak hesabımızı nasıl yapmalıyız, yarına nasıl hazırlanmalıyız, ruhî dengesizliklerin temelinde ne var vurgusu ile vefa nedir ve kimlere gösterilir, siyaset ve politika nedir ve farkları nelerdir, siyaset ve yönetim konusundan hareketle geçmişten günümüze yerel yönetimler süreci ve geleceğe bakış çerçevesinde bir sunum gerçekleştirdi. 
 Selvi; "Muhasebe; ekonomik faaliyetlerde bulunan tüm kuruluşların mali nitelikteki işlemleri ve olayları para ile ifade edilmiş şekilde kaydeden, sınıflandıran, özetleyerek rapor eden ve sonuçlarını yorumlayan ve analiz eden bir bilim dalıdır.
Muhasebenin fonksiyonları; muhasebenin işlevini yerine getirebilmesi için belirli görevleri bulunmaktadır. Bu görevlere muhasebenin fonksiyonları denir. Muhasebenin fonksiyonlarını kaydetme, sınıflandırma, özetleme ve raporlama olarak dört ana grupta toplayabiliriz.
Hayatını Hiç Muhasebe Ettin mi? sorusundan hareketle muhasebe; insanın yaratılış gâyesi doğrultusunda kendisini hesâba çekmesidir. Bir işe başlamadan, bir adımı atmadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesab ederek hareket etmek, sonradan duyacağımız pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden mânî olmaktır.
Kur’ân-ı Kerîm’de; “İnsan, başı boş bırakılacağını mı sanıyor?” buyruluyor. Allah insana pek çok nimetler vermiş, bunların nasıl kullanılması gerektiğini de bildirmiştir. İnsan, kendisine emâneten verilen bu nimetleri, keyfine göre değil gâyesi doğrultusunda kullanmakla yükümlüdür. Bunları yapmadığı veya yarım yamalak yaptığı zaman önce Mevlâ’sına, sonra da kendisine ve diğer insanlara hesap vermek zorundadır. Bu sorumluluk, yaratılışımızın temelidir. Eğer bu sorumluluk şuûru olmasaydı insanın hayvanlardan farkı kalmazdı. Kulluktaki bu hassâsiyet ve titizliği hayata geçirmek için insanın kendine karşı da bir sorumluluğu vardır. Burada hesap soran da sorulan da kendisidir. İçimizde başlayıp içimizde devam eden bir muhâsebe anlayışı. Hz. Peygamber: “Akıllı kişi nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışandır.” buyurur. Hz. Mevlânâ: “Nefsinin emîri olan efendi, esîri olansa köledir.” derken bu gerçeğe işâret etmektedir. 
İnsanın başkalarının hata ve kusurlarıyla meşgûliyeti, kendi kusurlarını görmesini engellediği için Hz. Peygamber: “Kendi kusurlarıyla meşgûliyeti başkalarının ayıplarını araştırmaktan alıkoyan kula ne mutlu!” buyurmuştur. Oto-kritik diyebileceğimiz muhâsebe’de nefse, öz-denetim diye tanımlayabileceğimiz murâkabe’de kalbe yoğunlaşmak esastır.
Bu güne ve yarına bakara Hesabımızı nasıl yaparak yarına nasıl hazırlanmalıyız; sorusuna ise anahatları ile İrşad anlayışında muhâsebeye çok önem verdiği için “el-Muhâsibî” adıyla meşhur alim Haris b.Esed’in Hazretlerinin gözüyle bakacak olursak; Haris b. Esed, muhâsebeyi: Geçmişe ve geleceğe yönelik muhâsebe diye ikiye ayırır. Geleceğe yönelik muhâsebe, yararlıyı zararlıdan ayırmak, ayak kaymasına ve dil sürçmesine mânî olmak için önceden tedbir almaktır. 
Bu tür bir muhâsebe, kişinin attığı her adımın, söylediği her sözün, duyduğu her sesin ve aldığı her nefesin farkında olması, yaptığını bilerek yapması demektir.
Gerçek muhâsebe; geçmişe takılarak değil geleceğe bakılarak yapılan muhâsebedir. Düne yaslanarak, bugüne basarak ve yarına bakarak yürümeliyiz.
Hz. Mevlânâ; şehvet, şöhret ve servet zaaflarını, hırs, hased, kibir ve öfke gibi duyguları ateşe benzetir. Cehennemin âlemleri yakıp yutmasına rağmen “Hel min mezîd = daha da yok mu?” demesi gibi nefs-i emmâre de doymak bilmez.
Ruhi dengesizliklerin temelinde sorgulanmayan insan nefsi, zaruret ve ihtiyaç kılıfına büründürülerek özellikle Müslümanların hayatında başlı başına bir problem olarak ortaya çıkmıştır. Bilinçaltımızda nefsimize ve isteklerine atfettiğimiz kutsallığın doğurduğu ârızalar, hakîkat arayışımızı sonuçsuz kılmış, içimizde aramamız gereken hatâları, dışımızda ve başkalarında aratmaya başlatmıştır. 
Psikolojik rahatsızlıklara dönüşen birçok rûhî dengesizliğin temelinde, şımartılmış insan egosunun yattığını söylemeliyiz ve hafife alınmayacak kadar önemsenmesi gereken bir gerçektir.
Nefsânî zaaflar hastalık adı altında “mazûr gösterilerek” nefse mukâvemet duyguları törpülenmiş, ve “nefs mücâdelesi” yerini terapilere bırakmıştır.  
Vefa ise ;dostluk ve muhabbette sebat etme, sevgide süreklilik, bağlılık ve sadâkat... Sözünde durma, verilen sözü yerine getirme mânâlarına gelir ve asıl olarak;  Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a vefâ, Hz. Peygamber’e vefâ, Din büyüklerine vefâ, Ana-babaya ve hısım-akrabâya vefâ gösterilmesi gerekir.
Siyaset ve Politika Farklarının neler olduğuna gelince; Siyaset, Siyaset işleri yoluna koyma manasına gelen bir sözcüktür. Yani ortaya çıkan problemleri yoluna koyma işlevini yerine getiren kurum siyaset kurumudur. Ancak bunun tersi olarak siyaset denince akla politikacılar, yalanlar, devlet idarecileri, çıkar ilişkileri ve yolsuzluk gelmektedir. Aslında siyaset diye bahsedilen şeylerin çoğu politikadır. Politika ile siyaset arasında ise önemli fark vardır. Biri policy diğeri ise politics kelimesiyle karşılık bulur. Aslında siyaset insanları yönetme sanatı olarak da anlam bulabilir. Siyasetçilerin dürüst olmaması siyasetin olmamasını zorunlu kılmaz. İşte siyaset nedir dediğimizde insanları idare etme sanatıdır desek bile yeteri kadar geniş bir tanımlama yapmış oluruz. 
Siyasetçilerin, siyaset yaparken izlediği yol politika olabilir. Aynı zamanda devlet politikaları da olabilir. Ancak idare sanatının genel adı siyasettir. Devlet idaresinde büyük kitleler adına karar alma olayı siyasetin bir gereğidir. Meclis, seçim, bakanlar kurulu gibi oluşumlar aslında siyasetin alt elemanlarıdırlar. Bunlar olmadan da siyaset var olabilmektedir. 
Nitekim meclislerin açılması çok eski bir olay değildir. Meşruti yönetimler gelmeden önce çoğu ülkede monarşi tek başına hüküm sürmekteydi. 
Siyasetin Kelime Anlamı At bakıcı Arapça seyis olarak karşılık bulur. Siyaset de bu kelimeden türemiş Arapça kökenli bir sözcüktür. Siyasetçi de bir at bakıcısı gibi halkla ilgilenmek, halkın sorunlarını idari düzeyde büyük kararlar alarak çözmekle yükümlü kişidir. Devlet aygıtlarını kullanma hakkını süreli veya süresiz elinde bulunduran siyasetçi halkın ihtiyaçlarını çözmekle yükümlüdür.
Siyasetin ne olduğunu anlamak için iktidar kavramını da incelememiz gerekir. İktidar bir bireyin ya da grubun diğerleri üzerine kurduğu hegemonyanın adıdır. Bir erkek karısı üzerine ya da bir baba çocukları üzerine de iktidar kurabilir. Siyaset bir kesime iktidar kurma hakkı verir. Bu kesim bir siyasi parti ve onun lideri olabilir. Siyasetin sağladığı iktidarın diğer iktidarlardan farkı hem çok kapsayıcı olması hem de halk tarafından meşru görülüyor olmasından ortaya çıkmaktadır. İnsanlar birbirlerine karşı iktidarı kolay kabul etmezken devlet iktidarını siyasettin sunduğu çözümlerden dolayı kabul etme yoluna giderler. 
Geçmişten Günümüze Türkiye’de Yerel Yönetimler Kapsamında ise; geçmişten günümüze Türkiye’de yerel yönetimlerin ortaya çıkışındaki önemli iç ve dış etmenler irdelenerek Türkiye’deki yerel yönetimlerin bugünkü duruma gelmelerinde geçirdiği yasal düzenlemelerin neler olduğu, Türkiye’deki yerel birimler geçmişte ne şekildeydi, Yerel hizmetler kimler tarafından yerine getirilmekteydi, Bu yapıların oluşmasında batılı toplumlardan nasıl etkilenildiği, gibi sorulara yanıtlar aranmaya çalışılmış bu bağlamda, yerel yönetimlerin Türkiye’de tarihsel süreçte geçirdiği yasal dönüşümler anlatılırken aynı zamanda ortaya çıkış nedenleri ve kısmi olarak dünyada ilk olarak nasıl şekillendiği karşılıklı bir analiz şeklinde tespit edilmeye çalışılmıştır. Gelinen noktada 2004’lü yıllarda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığındaki Ak Parti iktidarları döneminde büyük engelleme ve zorluklara karşılık büyük bir başarı ile yapılan Yerel Yönetimler Reformu çerçevesinde Kamu Yatırımlarında güçlendirilen Yerel İstişare anlayışı yasalaşmış olup yürütmeyi sağlayan Genel İdare Birimleri ile Kamu Yatırımlarını yapacak olan Yerel yönetimlerin uyum içerisinde nasıl birlikte çalıştıkları ve çalışmaya devam ettikleri görülmüştür. Bu Bağlamda uygulama sorunları daha da giderildikçe en adil paylaşımlarla Ülkemizin her kesiminin, memleketimizin her alanının hakettiği hizmetleri nasıl aldığı, ve ne ülkenin üniter yapısı ne de bölünmeye sebep olacak eyalet oluşumları kaygılarının olmadığı tüm dünyaya örnek olacak bir modelin gelişmekte olduğu ortaya çıkacaktır."dedi. 
TEYAD Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Oğuz ve Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Lütfi Ersöz ile Tarihi Bedesten Eğitim Kültür Derneği Başkanı Abdullah Dölek ve Mehmet Emin Tekpınar tarafından Mali Müşavir Ali Selvi'ye günün anısına dernek plâketi takdim edildi.


Haber Merkezi



     Ankara escort


     Konya escort


     çeşme escort


     Diyarbakır escort

Yorum Ekle
Ad Soyad
Yorum Başlığı
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.